Çok zorladım, süreyi uzattım ama sonunda şuraya taşındım. Çok oldu buraya yazmaya başlayalı. Ara ara açıp okuduğumda benim bile unuttuğum çok anı birikti. Şimdi elim ayağıma dolanıyor. Vazgeçer miyim , geri döner miyim bilmem ama ilk postu yazdım bile. Burada yokken neler yaptığımızın kısacık bir özeti:))
Veda yazısı gibi olmasın bu. Şimdilik şuradayız bakalım. Gelecek günler ne gösterir bilemem.
-Canıımmmmm. -Anne nerelerdeydin sen? Bak ben sen yokken büyüdüm, kocaman oldum ben. Sen burdayken beş yaşımdaydım, sen yokken altı oldum. (Aslında beş ama ona göre altı:))
İlk kez bu kadar ayrı kaldım, hem de doğum gününde... Her telefon konuşmasında burnumun ucu sızlayarak, doğum gününde etrafta gördüğüm her çocuğa bakıp gözlerimi yaşartarak...
Anlatılacak çok şey var ama aynı zamanda ağır bir grip var, yol yorgunluğu var, teftiş var, hazırlanacak program var...
Bir de eskisinden daha bir güçlü olma hali var. Sağlık dışında her şey vız gelir dercesine:))
Haa bir de bir haftadır yenen makarna ve pizzalar sayesinde alınmış +1 kilo var:))
Son beş günün gerginliği uçtu gitti. Her şey yolunda. Gelişim, içinde olduğu haftadan daha ileride. İki el, iki kol, ayaklar hepsi tamam. Parmaklar bile sayılabiliyor:)) Göbek oldukça dombili. Kalp atımı düzenli. Doktorumuzun bu hafta bakması gereken ense kalınlığı ölçüsü, burun kemiği hepsi normal. Yarın kan tahlilleri var. Bir sonraki görüşme 17. haftada. Ama çok meraklanırsam iki hafta sonra cinsiyet için de gidebilirmişiz. Her şeye rağmen inatla büyümeye devam ediyormuş.
Geçen sefer bisiklet çevirir gibiydi şimdi yattığı yerde hopluyor. İlk karşılaşma anında el sallamaya benzer hareketler, sonra elleriyle yüzünü gizleme. Abi kardeş bakışma:))
Bunlar bebişteki değişiklikler. Ben de ise kilo aynı ama göbek için aynı şey söz konusu değil. Pantolonlarla birer birer vedalaşılıyor. İnişli çıkışlı bir ruhsal durum söz konusu. Aşırı mutluluklar, aşırı üzüntüler... Bulantı yok ama çok gülersem daha beteri olabiliyor. O da hep telefonlarda kankitoya denk geliyor:P
Haftaya gidilecek seyehat için bir takım kısıtlamar var. Örneğin soslu makarna yok. "Ama doktorcum son bir aydır hayalini kurduğum makarnalar sossuz yenmez ki:((" Yemek içmekle ilgili tüm hayaller suya düştü. El sıkışmak, fazla yakın temas yok. Bol maske, hijyen araç gereçleri... Dünkü listeye göre İtalya'da görülen vaka sayısı, bir. Bana yaklaşanı, üzerime hapşuranı, dokunanı hatta yan gözle bakanı bile affetmem, ona göre.
Dün, ben hiç bir yere çıkamam, dedikten sonra yaptığım etkinliklere inanamıyorum:)) 12 de çıkıp 10:30 da eve dönebilmişim:))
Canım oğlum etkinliklerden biri olan uçurtma şenliğinde papatya falı bakıyor. Seviyor, sevmiyor... Sevmiyor çıkıyorsa sallayıp, yeniden başlıyor, umurunda değil. Bense cadı gibi "Kim sevmiyor, kim sevmiyor?" Hem meraklı, hem de seni sevmeyen ölsün edasında. Ah, ben:))
11/5/2009 - İki fotoğraf arasındaki benzerlik ve farklılıklar:))
Dün, önümüzdeki hafta yapılacak İtalya seyehati için Yunanistan'a giriş çıkış yapmamız gerekti. Hemen bir kahve içimlik... Apar topar, sohbeti bırakırak... Nehir kenarına oturur oturmaz şöyle bir bakınca beş yıl öncesi gözümde canlanıverdi. Yine bir proje toplantısı için gittiğimizde aşağıdaki fotoğrafta hamileydim ama haberimiz yoktu. Daha doğrusu şüphelerimiz vardı:)) Gece döndüğümüzde öğrenmiştik mutlu haberi:)) Dün aynı nehre baktığımda "Buraya son geldiğimde yine hamileydim:))" dedim, gülümseyerek. Bu sefer yalnızdım ama yine aynı noktada durmayı başarabilmişim. (Özel bir çaba yoktu ama)
Şimdi gelelim benzerlik ve farklılıklara:)) iki resim de aynı ülke, aynı şehirde, aynı nehrin kenarında. Hala aynı pantolonu giyebiliyorum:)) Yukarıdaki farklı ama olsun ve umarım bir beş yıl daha sonra yine böyle olur;))İki fotoğrafta da anneliğe hazırlanıyorum:)) Gelelim farklara, Üstte yaklaşık 4 haftalık altta 12 haftalık hamileyim. Bu sefer yalnızım. Üstte bir kilo fazlayım. Ayyy, yaşın kaç olduğunu söyliyemeyeceğim:)) Zaten bir beş yıl sonra yine aynı olacak;))
Ve gelelim temenni edilen farka üstte oğluma, altta.....
Bugün kontrol var. Bakalım fasülyeden ne haberler var?Biraz tedirginim, bakalım...
11/5/2009 - İyi ki varsın canım oğlum, seni seviyorum anneciğim:))
Anneciğim, canım anneciğim uyan. Sana üç süprüsim var. Birincisi bu çiçeeeek. (çiçek burun deliklerimi gıdıklıyor)İkincisi bugün anneler günüüü , anneler günün kutlu olsun (kocaman öpücük yanakta) ve üçüncüsü kahvaltı hazııııır.
Sürpriz dolu haftasonu. Cuma günü eli kolu dolu, heyecanlı... Kartondan yaptığı sepetinde elleriyle hazırladığı kalp şeklinde kurabiyeler. Simlerle pullarla süslenmiş çerçevenin içinde sınıfta çekilmiş sürpriz bir fotoğraf, dilde en tatlısından kutlama sözcükleri, suratta gururlu bir gülümseme...
Cuma, cumartesi, pazar üç gün üç gece kutlama.
Kendi çocukluğumdaki anneler günü hazırlıklarımı hatırladım, bir hafta çalışıp o gün annemin kucağına oturup heyecanla söylediğim şarkıyı ("Geliiin çiçeeek derelim, yollarına sereliiiim...) Bir başka yıl Paşabahçe'den çok uzun süre düşünüp oyalanarak zar zor seçtiğim, harçlıklarımla aldığım sürahiyi, hazırladığım 4 çeşitli omletleri...
Sonra bu sabah çocukları dinledim. Dolabının üzerine yazdığım tüm mektupları yapıştırdım, hazırladığımız filmi bilgisayarda açtım... Çok zor bir yumurta pişirdim öğretmenim. Bir de peynirli ekmek yaptım. Annem filmi zlerken çok duygulandı çok ağladı...
Sonra bir yüzük geldi, sürpriz bir yüzük. Küçükken annemin taktığına çok benzeyen. "Anne olunca ben de bu yüzüğü takıcam." dediğim. Yıllar sonra anneme sorduğumda "Ben onu bozdurmuştum" yanıtını aldığım. Şİmdi o yüzüğe çok benzer bir yüzüğün ikinci kez anne olacağım şu günlerde gelmesi çok etkiledi beni.
Ve başka sürprizler...
Çok mutlu, duygusal geçirdim haftasonumu. Küçük adamımı, yaptıklarını seyretmeye doyamadım, anneliğin tadını çıkardım...
Annemin yanında olmak istedim, yine şarkımı söylemek istedim... Uzaktan kutladım, uzaktan öptüm sevdim...
Birinci hareket Yerden bir çiçek koparılır. Yüzde en masum gülücükle uzatılır. -Anne bak sana çiçek kopardım. Senin gibi çok güzel.Hiç elinden bırakma tamam mı?
İkinci hareket Gökyüzüne doğru bakılır ve bağırılır. -Arılar ballı çiçek anemde , gelin onu sokun. Hadii koşuuuuuuun.
Saftirik anne oyuna geldiğini anladığı anda hafiften sendeler. Sonra hemen toplanıp çiçeği çocuğun yakasına sokup arıları bu sefer o çağırır.İntikam saati:))
Ertesi gün bu oyuna yine kanar ve daha etesi ve daha ertesi de...
Bu olaydan çıkarılacak ders:Bir iki güzel laf ve çiçek kadını bozar, aklını başından alır:)))))
Belki uzun süre baksam bile onun arı gibi olduğunu düşünmem:)) Aklıma gelmez. Yol boyu her gördüğünün bir hikayesi var.
Akşam baba yine gitti. Yeni geldi, yine gitti:)) Bu sefer yurt içi, mesafe kısa en azından. Balkondan el sallarken söylenen son sözler: "Hoooçakal baba. İyi yolculuklar. Gelirken bana yine bi sürü hediye getir."
Yarın tatil. Sonraki gün ve sonraki gün de. Söylemesi bile güzel:))
Yürümeye üşenmezsem sinemaya gitmek istiyoruz, biraz da parka. Dolapları düzenlemek de benim isteklerim arasında. Bir de battaniyeye sarmalanıp, film izlemek, yeni tarifler denemek. Bakalım, kısmet...
-Anne ben kardeşimin adının ne olacağını buldum. -Hımm, neymiş bakalım? -Ada -!!!!! -Ne güzel di mi? -Güzel de, o senin adın oğlum. -Olsun. Hem sen "Adaaaaa gel ." diyince ikimiz birden koşucaz. "Ada çabuk odanı topla." diyince de ikimiz de toplamak zorunda kalıcaz. Bez zaten odamı toplarken çok yoruluyordum.